Sen de bilme Lavinia SERBEST "ATIŞ" - Blogcu



SERBEST "ATIŞ"

12/9/2007 - Serdar Tutumluer, İş ve nescafe üçü bir aradam

 

Masamın üstünde onlarca evrak….

Media player listemde dönüp dolaşıp yine aynı şarkı çalıyor…

Üst kata çıkınca yüzünde güller açan alt kata inip de yerine oturunca somurtan nasıl bir haliyet-i ruhiyedir bu…

Canım ne bir şeyler yapmak istiyor ne de konuşmak…

Deve kuşu gibi kafamı kumun içine sokup ne kimseyi duyayım ne de kimseyle laklak yapayım. Sadece bir gün için olmaz mı?

Yaşam gelip geçici patroşum desem , hadi bana bir kafa izni ver desem , sigara dumanıyla boğmayım bak mağazanı daha çok oksijen kalır size hem desem , bakın hem kulağınıza zarar müziklerde kapanır ben olmayınca….

Demeyim, denemeyim bile küçük müdür de aynı ruh hali içinde aldı cevabını .

Ha bir gayret açayım şu hesaplarımı. Zaten benim için topu topu 30 dakika…

Küçük annemin gelmesi pek de iyi halli olmadı galiba sigara paketleri aldı başını gidiyor…

Ya ama olmuyor ki arkadaşlar ben konuşmayım dedikçe siz daha çok soru soruyorsunuz!!!

Başlayacağım şimdi ekstraforunuzdan çıkıcam stoklarınızdan…

Zaten bıkmışım hayat envanterini yok oluşlu mürekkeplerle tutmaktan.

İlk sahur bu sabah, çok kalabalık bir sahur olacak çoook …

Sayması da zor ikiyi ama bir tepsi börek yapılacak.

İkiye bölmek çok kolay ama -iyi tarafından da bakayım-

Ben patatesli seviyorum , o peynirli…. Yarısı peynirli olacak yarısı patatesli. Ya bir de üçüncü burada olsaydı o da ıspanaklı isterdi. Üçüncü çeşit tepsiye dar gelirdi.

Dört çayını heyecanla beklerken üçüncü neskafemi de höpürdettim şimdi.

Geceleri uyuyamıyorum diye dert yanarsam  yüzüme vurmayın ama…

Dün gece Anadolu’nun türlü deyişini repliğinden düşürmeyen Ezo Gelin dizisine takıldım bir vakit.

Serhat Tutumluer hayranı olarak saplandım tabii.

Küçük annemle yıl hariç birebir aynı doğum tarihine sahiplerden o da… Diş taşlarını temizletmiş iyi olmuş :D

Şu dağ gibi internet ağında ondan birkaç kelam , birkaç haber almak maalesef güç.

Çayıma Tutku’mu bandırırken fena olmazdı diye karıştırdım ama nafile…

 

 Kardeşlerim evlenirse ziyaretlerimizde nasıl bir tavır sergilerler diye merak ediyordum. Daha dünya evine girmediler ama o zamanı yaşattılar bana sanki. Biri diğeri gelecek diye evi baştan aşağı temizledi, diğeri giderken bulaşıkları yıkadı… Yani yabancılaşma , yani ayrışımlaşma…

Yani uzaklaşma şimdiden …

 

Nev’i dinlerken ne alaka ise aklıma F.D. geliyor. Neden kaset çıkarmıyor kalıbını kullandım , ses kalmadı dediler, ruh kalmadı dediler… Ama bekleyeceğimi söyledim aradığını bulamayacaksın dediler.

Beklemeyi seviyorum galiba. Eski sabrımdan sadece bekleme iradesi kalmış J

23 üme az bir zaman kalmışken değiştiremediklerime bir baktım bayağı bir çoklar. Değiştirenleri, değişebilenleri sıralasam… Onlar da çokça.

 

 

 

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/9/2007 - Nev'li Günler.... Sükut-u Hayal

 

Ne başlayabildik doğru dürüst ne de bitirebildik
Ne vazgeçebildim bilirsin beni ne de anlatabildim

Ah bu aşk iflah etmez beni
Onunsa umrunda değil
Biliyorum zaman sen diyorlar çaresiz
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Al dedim vur demedimki

Ayakta hislerim dilimde düğümler söz geçmiyorki kendime
Mecalim yok anlat diyorsun ya bendeki uslu kıyameti
Hani birisi daha çok severya bizimkisi o misal
Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine gel de anlat ellere

Ah bu aşk iflah etmez beni
Onunsa umrunda değil
Biliyorum zaman sen diyorlar çaresiz
Geç de fasıl geçersen geç bildiğin gibi
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Al dedim vur demedimki

 

"Istedim ki deniz gibi olsun. Hem sıg hem derin olsun. Sanmayin baskadir niyetim, sadece kucaklamak istedim.”

 

Söz Nev in Beste Nev in hissiyat benim ....

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/9/2007 - saçmalamalacalar....

“gelmediniz, ben hep sizi bekledim

eksilen yanlarımla

sizden saklı eskidim

 

her şeyden önce aşk verilmiş bir sözdü benim için

gün, ay, saat, hafta; takvimişi zaman yani

Aldıkça dönemeçleri  değişmedi  hiçbir şey

yalnızca ufuklar yeniledim

 

Kaç  aşktan oluşmuş  bir şeydi aşk

her sevgiliyle biraz daha

biraz daha sizden saklı eskidim”

 

Aşkın tarifi meselesi var bir de. Çok kısa tanımlayayım ben “masal” .

Eğer kırmızı başlıklı kızın kurduna inanmıyorsanız , Leyla ile Mecnun a da inanmamalısınız.Pencere önüne limonlar konulup aşkından sarardım soldum mesajlarını gözüyle gören var mı aranızda? Ben görmedim , göreni de görmedim…

Üstadım betimlemiş bir de ona kulak verelim…

“Mütemadi Bir Sarhoşluk Halinde, Her çalan Telefona O Diye Atliyor,

Vitrindeki Her Giysiyi O'na Yakiştiryor, Konuşan Birini Dinlerken ''keşke O Anlatsa'' Diye Geçiriyorsaniz...

Kokusu Burnunuzdan, Sureti Gözünüzden, Sesi Kulağinizdan, Teni Aklinizdan Silinmiyorsa Birtürlü....

özlemi Sol Memenizin Altinda Tek Nüsha Bir Yasak Yayin Gibi Taşiyorsaniz Gün Boyu...

Hem Kimseler Duymasin, Hem Cümle Alem Bilsin Istiyorsaniz...

O'nsuz Geceler Issiz, Sokaklar öksüzse...

Ayrilik ölüme, Vuslat Sehere Denk Ise....

Gamze Gamze Tebessüm De Onun Içinse, Alev Alev öfke De; Bunca Tavir, Onca Sabir Ve Nihayetsiz Kahir Hep Yüzü Suyu Hürmetine...

Uğruna ödenmeyecek Bedel, Gidilmeyecek Yol, Vazgeçilmeyecek Konfor Yoksa...

Dişarida Yer Yerinden Oynuyor Ve ''içeri'' De Bu Sizi Zerrece Ilgilendirmiyorsa, Nedensiz Küsüyor, Sebepsiz Affediyorsaniz Ve Bütün Bu Hallerinize Siz Bile Akil Erdiremiyorsaniz. Kaybetme Korkusu, Kavuşma Sevincinden Ağir Basiyorsa Ve Aşk, Gurura Baskin çikiyorsa Bu Yüzden Her Daim...

Gece Yarisi Kadim Bir Dost Gibi Kucaklayan Tanidik Bir şarki, Bütün Aci Sözleri Unutturmaya Yetiyorsa...

Her Gidişte Ayaklariniz ''geri Dön'' Diye Yalpaliyorsa Ve Siz Kendinize Rağmen Dönüyorsaniz, Sinirsiz, Sabirsiz, Doyumsuz Bir Tutkuyla...”

“Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler...

Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.

İçinizin acılarını, sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.

Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...

Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.

Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde de NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.

Ruhunuzu daraltan bir aşk için de yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"...

Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.

Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.

Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

"Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.

Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.”

 

Sonra aşka ayıp etme mevzuları açılıyor molalarda , otobüslerde, meclislerde , teneffüslerde…

İyi de peki istenileni yaşamak için neler yapılıyor? Hiç tabii ki… Kaçan kovalanır planları, o benim için ölüyor ama ben onu sevmiyorum dudak büküşleri, aşk karın doyurmuyor klişeleri, ve kendini kandırışlar ve saklanmalar ve karşısındakini kendi haysiyetsizliğiyle biçimlendirmeler…

“Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.

Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.

Peki bu neden böyle oluyor?

Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.

Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.

Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.

Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.

Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.

Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.

Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.

Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.

Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.

İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.

Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.

Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!”

 

Ve bitişler var… Ölüm olur, yol ayrımı olur, küsüş olur, kaçış olur……… Olur Allah olur…. Ağlarsın , çırpınırın bir bakarsın boş , her şey boş….

“Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı... “

 

İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın

Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem
Kaç sevda geçse de yüreğimden
Bu yıkıntıları onaramazsın

İstersen hiç başlamasın
Geç kalmışız birbirimize
Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl
Dönemeyiz artık ilk gençliğimize
İstersen hiç başlamasın
Söz verelim kendimize

……………………………………………………….

 

Kırdın mı incittin mi birilerini

Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?

Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?

Yeniden düşünmeliyim

Dostluklarımı, ilişkilerimi

Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı

Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?

Borçlarımı ödedim mi?

Doğru seçtim mi soruların fiillerini?

Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,

Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?

Geri verdim mi aldıklarımı:

Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,

Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?

Yokladım mı duygularımı

Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?

Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma

Ovmalı umutları

Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan

Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım

Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar

Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar

Gece telefonları, ıssız konuşmalar

Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler

Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey

O kadar çok anlattım ki

Kendime kaldım anlatmaktan...

Bunaldım kendisiyle boğuşmasını

Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan

Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,

Ofset duyarlılıklardan

Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum

'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği

Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum

Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları

Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde

Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar

Hâlâ bir umut var mıdır

Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde

Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz

Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar

Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken

Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız

Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim

Senin ve benim , yani bizim için...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2007 - ...

Kategori: ALINTI

 

Sen hiç bana ait olmadın ...

bana ait olduğunu hissedebilseydim keşke ..
o zaman böyle sinirlenmez
içim içimi yemez
böyle ağlamaz
böyle isyan etmezdim...

 

bana ait olduğunu hissedebilseydim
kavga ederdim seninle sabahlara kadar susmadan
hesap sorma hakkı bulurdum kendimde
cesaretim olurdu ne yapıyorsun demeye ..
sana ne oldu deme şansı bile vermeden söylerdim herşeyi

 

şimdi sadece susabiliyorum
o kadar uzaksın ki bana
tanıyamıyorum seni bazen
o sözleri veren o kadar çabalayan insan
bu derece umursamaz olamaz

 

hiç kavga etmedik biz ..
ben hep sustum
hiç kırmadım o güzel kalbini
sebebi düşündüğün gibi değil aslında
bu kadar iyi bir insan değilim ..
karşı çıkacağım o kadar çok şey var ki hayatında ..
korkuyorum herşeyinden
o kadar uzaksın ki bana ..


bana ait hissetseydim seni
herşeyi anlatır .. herşeyi sorar .. herşeyi konuşur paylaşırdım ..
karşı çıkardım bazı düşüncelerine
itiraz ederdim söylediklerine

ve şimdi yaptığım gibi
hoşuma gitmeyen şeyler söylediğinde ya da yaptığında susmazdım ..
ben de senin hoşuna gitmeyecek şeyler söylerdim
benim olduğunu hissedebilseydim eğer
çekip gitme hakkı verirdim kendime
hep senin kullandığın o hakkı ben de bir kez olsun kullanabilmek isterdim ..
belki de bir tokat atar ve sonra canını acıttığım için üzülürdüm ..
ama sen hiç üzülmedin canımı acıtırken
buna rağmen
ben senden hiç gidemedim
çünkü sen hiç bana ait olmadın ..

 

sevdiğini hissedebilseydim eğer ..

hiç kimse rakibim
hiç kimse rakibin olamazdı

korkmazdım hiç birşeyden .. hiç kimseden ..

oysa şimdi o kadar çok korkuyorum ki ağzımı açıp tek bir kelime etmekten

söylediğim her sözü
yaptığım her hareketi o kadar yanlış anlıyorsun ki
ben her seferinde bir kere daha kırılıyorum
zaten artık büyük parçalarım kalmadı
ufaldım en büyük parçam sendin
sen de küçülmek için elinden geleni yaptın ...
içimdeki seni kırdın ...

 

 

geriye baktığımda görüyorum...
o kadar beklemiş, o kadar özlemiş
öyle zor günler geçirmişim ki
yemek yememişim .. uyumamışım ..
gözlerim şişene kadar ağlamışım .. sarhoş olana kadar içmişim
sabahlara kadar kıvranmışım .. herşeye isyan etmişim ..
yanmışım .. yazmışım ..
sana olan hırsımı başkalarından almışım
ama seni hiç kırmamışım .. bir tek kötü söz çıkmamış ağzımdan
hiç bir şey gibi gelen bir sürü şey yapmışım ben sana

ömrümden ömür gitmiş ..
sen yıllanmışsın içimde
yıllandıkça büyümüşsün
ve mükafatım sadece bir selam olmuş ..
bazen de bir teşekkür ...


sütlü kahve


 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2007 - Hiç kimse senin kadar sevilmedi ...

Seviyorum dediğin insanı özlemez misin yokluğunda ?

Ben senden başka hiç kimseyi özleyemedim henüz ...

Sesini duyduğunda kalbin çarpmaz mı sanki yerinden çıkacakmış gibi ?

Senden başka hiç kimse dakikada belki 200 kez attıramadı kalbimi ...

Seviyorum ... bu söz senden başka hiç kimsede anlam bulamadı

Nasıl bir illetsin iliklerime işledin

Nasıl bir illetsin içime kazındın

Kurtulmak için her çırpınışımda neden daha da batıyorum ?

Neden her seferde sana bir kere daha yaklaşıyorum ?

Onca yılın çektirdiğini ufacık bir sözün nasıl da unutturuyor ..

Nasıl huzur veriyorsun ..

Her şey bitti !! derken  Nasıl her şey sanki eskisi gibi ...

Nasıl da bitmemiş , aslında hiç gitmemiş gibisin ..

 

Bugüne kadar bir çok şeye direndim

Onca insan .. onca hastalık .. onca kötülük .. 

Hiçbir şey senin kadar zorlamadı irademi

Hiç biri senin kadar uzun takılıp kalmadı hayatımda

Ne zaman çekip gideceksin beynimden .. düşüncelerimden ?

Ya da ben gitmeni istiyor muyum gerçekten ?

Bu kadar uzaktayken bile ..  neden bu kadar yanıbaşımdasın

Sen benim ..  Hiç iyileşmeyecek yaramsın ..

 

sütlü kahve

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kategoriler

Arkadaşlarım

inopnevma
arzumeyp
3mmm
xdelimavix
anmanlytear
ayvalikli
adankana
alpernatif
fatoscb
sakliisyanlar
saadetbayrifidan
benmasumum
nurdanacar
yemekbulteni
yemektariflerimiz
recipes
nuran41
sacbakimiyontemleri
benyaziyorum
melihizim
bebekveresimleri
bebeksagligi
healthcare
makyajteknikleri
vacations
sifalibitkilerimiz
trendekiler
http://www.esnips.com/doc/bcd38665-8871-4141-ad46-2499b970a65d/P.-Gaitanos---Sto--pa--kai--sto--ksanaleo